transform

Sunday, February 04, 2007

Arkadaşlarım..

Uzakta olmak en çok böyle zamanlarda koyuyo. Cuma günü toplaşmışlar. Msn'i açık unuttuğum için eve geldiğimde iremcheeeenn bugün toplanıyoruz sen de gelsene türevinde mesajlar gördüm. Aslında ne yaptıklarını, neler konuştuklarını, surat ifadelerini, önce işten güçten bahseden ciddi çalışan kadın konuşmalarını, sonra birden birbirimizi ilk tanıdığımız zamandaki çocuksuluklarına dönüp tüm dalgacı halleriyle katıla katıla gülmelerini, ne tip bi yerde oturduklarını bile gözümde çok net canlandırıyorum.

Kızlar özledim sizi, keşke ben de olsaydım.

Yine kavuştum iç huzuruma


Şu an güneşin altında üstündeki çamurlarının kurumasını bekleyerek yatan bir camış gibi saf ve mutluyum. Msn resmimle uyumlu oldum. Sabah dışarı çıktığımda sanki Saarbrücken'da diil de başka bi yerdeydim. Güneşin bu kadar çok parlayabileceği bi yer. Coconut groove, kuzey amerikanın güneyinde başka bir yer, izmir kordon, hidra, napoli, barcelona (son ikisine hiç gitmedim ama öyle olmalı en azından coğrafik olarak). O an farkettim ne kadar mutlu olduğumu, yüzüme bi gülümseme yapıştı. Kendimi ve hayatı sevdim yine. İnsanlar iki tip; default olarak mutlu olan insanlar, default olarak mutsuz olan insanlar. Birinci tip insanlara doğa iltimas geçmiş gibidir, ne olursa olsun ne yapıp ederler mutlu olmanın bi yolunu bulurlar. Mutsuz oldukları zamanlar da olur hem de çok çok mutsuz ama bu durumun geçiçi olduğunu bilirler. En dibe giderken bişey onları tutup silkeler kendilerine getirir. Bi şekilde tekrar mutlu olduklarında kendilerini rölativiteden dolayı daha da mutlu hissederler, belki de mutsuzluluğu aşıp gelmenin yeniden kazandırdığı çocuksu çoşkulu kendine ve yaşama olan inanç, benlik ve yaşama sevgisi yeniden damarlarına özsu verir. Ben birinci tiptenim, yani şanşlıyım. Biliyorum ki eğer mutsuzsam bunu değiştirebilirim değiştirmeliyim, ne benim ne başkasının iç huzurunu elinden almak istemem, eğer ortada bi sorun varsa sorun bende veya insanlarda diil ayarlarda bi hata var, belki zaman, belki mekan, belki input, belki ısı vs..
Bugün yürürken müzik dinleyip, yine bağırarak şarkı söyledim kimsenin duymadığından emin olarak. Şimdi yaz planları yapıyorum, uzağa gitmek istemediğime karar verdim. Brezilya'ya gitmek istemiyorum, uzaklara kaçıp gitme ruh halinde diilim hiç, ispanya olsa güzel olur o yüzden, olmazsa da izmir-istanbul hattı, hatta mümkün olsa anne rahmine geri dönerim :)
Oh ne rahat gebeş sıcak yemek hazır, ağzını açmana bile gerek yok. İspanyolca öğrenmeliyim en azından öğrendiklerimi geri hatırlayıp kullanabilcek kadar.
Tekrar şu andaki gibi hissetmemde emeği geçen herkesi kendi nezdimde teşekkür ederim..

biterken me gustas tu çalıyordu.
Me gustan los aviones, me gustas tu.
Me gusta viajar, me gustas tu.
Me gusta la maana, me gustas tu.
Me gusta el viento, me gustas tu.
Me gusta soar, me gustas tu.
Me gusta la mar, me gustas tu.

Saturday, February 03, 2007


Biraz gevşemeye ne dersin dostum


Yaptığım hatalardan birini buldum. Hata demek ne kadar doğru, korkularımın beni ittiği çıkmaz demek daha yerinde olur. Acı çekmekten çok korkuyorum hep kendimi korumaya çalışıyorum. Dişini çektirmekten korkup sürekli uyuşturucu iğne yaptıran biri gibi. O kadar sağlamcıyım ki, bu ayaklarını hep yere basma zorunluşuğu elimi kolumu bağlıyor çoğu zaman. Oysa şimdi tam herşeyi akışına bırakıp rahat olma zamanı.


Türkiye gerçekten Avrupa' nın neresinde?

Avrupa Birliği müzakereleri 8 başlıkta askıya alınmasına rağmen teorik olarak Türkiye Avrupa Birliği’ne tarihinde en yakın olduğu noktada. Ama işin ironik tarafı bu yakınlaşma devam ederken hem avrupa hem türkiye tarafından aradaki uzaklık giderek daha açılıyor. Avrupa içindeki Türk antipatisi giderek artarken, Türkler arasında da Avrupa’dan Avrupalılardan hatta Avrupa’nın temsil ettiği herşeyden bir uzaklaşma soğuma söz konusu. Her iki taraf da birbirlerinden hoşnutsuzluklarını gün geçtikçe daha yüksek sesle dile getiriyor. Bunun başlıca sebebi Türkiye’nin olası AB’ye girişinin fazlaca her iki tarafta iç politika malzemesi yapılması; Avrupalı politikacılar Türklerin girişinden korkan Avrupa vatandaşlarını provoke ettikçe edip Türklerin iyice ötekileştirilmesine yardım ederken, bizde de hem bu projenin gerçekten ne getirip ne götüreceği daha önce tartışılmadığı düşünülmediği için yeni yeni ortaya çıkan korkularımızın( ki kimi haklıdır) engellemesi hem de karşı taraftaki aşikar istenmezliğimizin duygusal ve fevri bünyemizdeki beni istemeyeni ben hiç istemem isyankarlığından doğan alın avrupanızı başınıza çalın duruşu söz konusu. AB projesi bir birleşme, işbirliği, hoşgorü, uzlaşma ve barış projesiyken bu projenin bir ayağı katılımcılarda uzaklaşma, içine kapanma, hoşgörüsüzlük, ırkçılık hatta din ayrımcılığını körüklüyor. Mutabık olunacak nokta bu gidişin her iki taraf için de çok zararlı olduğudur. Eğer Türkiye Avrupa’nın kıyısında duran kendi halinde bir ülke olsaydı Avrupa’da bu kadar Türk korkusu ve antipatisi olmazdı. Türkiye ile ilgili en ufak kötü olay büyütüldükçe büyütülüp bak işte gördünüz mü bu Türklerden adam olmaz bizim birliğimizi haketmiyorlar ve aramıza asla girmemeliler gizli mesajıyla harmanlanıp Avrupa medyasında yer ediyor. Gazetelerin internet sayfalarındaki okuyucu yorumları da bunu açık olarak ifade ediyor, hele eskaza birkaç fanatik Kıbrıslı,Yunanlı veya Ermeni varsa konuyla hiç ilgili olmamasına rağmen ne Türklerin barbarlığı kalıyor, ne yaptıkları vahşi soykırımlar ne de acımasız ve haksız işgalcilikleri. Türkiye tarafında da doğru olmayan bir algılama söz konusu......................... ama yoruldum şimdilik bu kadar.

Friday, January 12, 2007

armudun sapı üzümün çöpü

insanların birbirinden habersiz eylemlerde bulunup tutturdukları zamanlamaya hayranım. Durun ya teker teker, kafam çok karışıyo ve yorgunum.

Thursday, January 11, 2007

yaş 25'e gelmişken 6 saat yapay zeka projesi ve ödevi kasması üzerine biraz alkol ve sonrasında elimizde patlayan yücegönüllülük

Thursday, December 21, 2006

One more longest day

Sunday, December 10, 2006


ezik degil izmirliymisim


Düzenli olarak gelen izmirli olmak maillerinden birine bakarken şu satır gözüme çarptı;

.....
yolda biriyle çarpışınca diğerinin hatası olmasına rağmen refleks olarak gülümseyip özür diliyorsanız
.....
falan filan
....

izmirlisiniz

İstiklal' de kalabalık arasında yürümeye çalışırken üstüme çıkan insan evlatlarına dönüp pardon deyince aldığım "ezik misin adam sana çarptı niye özür diliyosun" tepkilerinin cevabı buymuş

Saturday, December 09, 2006


Division of an island: Cyprus


I looked at some reader comments on the issue in
http://news.bbc.co.uk/2/hi/europe/6215410.stm

Some people say the divion of the island is the consequences of the turkish occupation of northern part and the blamed one should be Turkey. But why Turkey decided to take this hard decision in 1974, which caused so many problems for decades in all its international relations incuding ongoing EU negotiations? What about suffering, massacres and bloodshed from both sides between 1960 -1974? What about the coup d'etat supported by Greek nationalist and EOKA, whose aim was to unify the island with Greece and clean the turkish territory on the island or in the best case give them a second class citizenship? Should Turkey wait and watch all those things as a legal guarantor state of the Republic of Cyprus, a state with two communities, which gained its independence in 1960? Please be rational..

A reader said:
"And all this under the pretext of protecting the interests of a 14% Turkish minority!"
K D Verrichio

So their interest should not be taken into consideration because they are the "minority". The problem is lying exactly there, Greeks or Greek Cypriots want to see the Turkish Cypriots as the second class citizens of the island and since Greeks are in majority they have the right to do everything they want. If this would be the mentality how can we think of a re-unification of Cyprus.